#

Uyarılan Şair Ya Da Ağaçlar

Şairin diğer şiirlerini okuyun

O ısrarla bir dalı tutuyor. Nehrin coşkun suları yalnız kayıkları değil, masaları, masa lambalarını, telefonları, zil çığlıklarını, kalemleri, çarpık imzaları, cüzdanları, kredi kartlarını, köpekleri, şık tasmaları, bıçakları, çırpınan avları, ipleri, kuduz çamaşırları, saatleri, tehirli dudakları, arabaları, parlak jantları, televizyonları, aptal programları, küllükleri ve külleri yüzdürüyor. O, ısrarla bir dalı tutuyor ve önünden akıp geçen yüzlerce şekli hafızasına, bir fotoğraf makinesi sürati ve bir heykeltraş ağırlığıyla kazıyor. O, yanından geçen binlerce figürün arasına karışıp sürüklenmekten korkuyor. Bu yüzden tutunduğu dalı bir an olsun bırakmaması gerektiğini biliyor ve ince bileklerini dalla bütünleştiren platin bir çivi taşıyor bedeninde.

Bazen tek bir ağaç, bazen bir orman geçiyor yanından. Vahşi hayvanlar nefes alıp veriyor. Dallar da yapraklara sarılıyor korkudan. Her canlı saatine bakıyor. Hepsi emin tam vakti olduğundan. Yalnız şair, o tekrarlıyor kendi kendine. Hafızası kabul etmek istemeyince. Tekrarlıyor durmadan:

Ellerimin önündeki dallar da

Sarıldı yaprağa

Göremiyorum karşı yamacı

Erken mi yoldayım

Ben mi geciktim

Yoksa ben mi geciktim

Nehrin içine şüphe düşüyor, işitince kelimeleri. Taşıdığı yükü denize dökmek için. Acaba gecikti mi? Hem gece uyumak yok koşmaya devam. Hem her gece atlılar akıyor yanından.

Önümüzde bir çınar yükseliyor

Her gece atlılar geliyor ona

Destan söyleşip gidiyorlar

Esmerlikleri

Tutuşup kuruyan dudakları kalıyor sabaha

Bu destanı ancak kuruyan bir dudak anlatabilir. Destan tutuşturur, çınar gölgelendirir. Kırmızıdan siyaha döndükçe bu mısralar, kırmızıdan siyaha döner atlılar. Kırmızıdan siyaha döndükçe bu dudaklar, siyah kelimeleri nehre yuvarlar. Ve ıslanır ve rüzgâr ıslağı sever. Ve ıslanır şairin tutunduğu dal titrer.

Dostum

Üşüyorum dedin

Üşüme

Korkuyorum-Korkma

Kaçıyorum-Kaçma

Ürperiyorum düşünceden-ürper

Üşüme, korkma, kaçma ama ürper. Tepeden tırnağa siyah gölgeler, yerini bıraksın artık güneşe. Yerini bıraksın çınar balkona. Şehir yüzsün nehrin en sığ yerinde.

Sabah trafik

Çınara kim bakar

Kim geçer dallarından

Bahar mı geliyor

Komşunun balkonunda

Çamaşırlar renk renga renk

Gizli bir ortaklık olmalı aynalarla arasında. Ki her şey yüzünü görmeye koşar baharla. Saçlar salınır, arılar salınır kovanlardan. Estetik cerrahlar; neşteri kovanlardan. Dağlar; suyu kovanlardan nehre. Kışı kovanlardan; erik ağacı. Ve bahar gelince şehre; yeşil yanar trafik lambaları... Ya kızlar, ya bahar zambakları?

Kızlar göğüslerini

Baharın ağacına

İlk açan çiçeğine

Dayadılar

Arılarla erkekler boğuşuyor

Arılarla uçan bütün çiçeklerle

Ayaklarında taşınan tozlarla

Akıyorlar alıp götürülürken

Yaprakevlerin içindeki dişiliklere

Bir ağaç nefes nefese koşuyordu bir ormana yetişmek için. Bir bulut nefes nefese koşuyordu bir yağmura yetişmek için. Bir taş nefes nefese koşuyordu bir katile yetişmek için. Bir göz nefes nefese koşuyordu bir âmâya yetişmek için. Bir çiçek nefes nefese koşuyordu bir bahçeye yetişmek için. Sen dostum, sen duymadın, oysa fısıldanmıştı sana. Sen o gün doğacaktın; güneş ne gün doğacaksa. Nerede vakit kaybettin bilmem. Hangi yıldırımlar yolunu kesti, hangi mağaralara sokuldu gölgen. Atın kaçıp gitti mi yoksa dağlara söyle. Yoksa dağlara söyle, yeni bir at göndersin. Yoksa dağlara söyle emsin korkularını. Yoksa dağlara söyle, yankınla sedeflensin.

Dostum geç kaldın

Güneş ne gün doğacaksa

Söylediler duymadın geç kaldın

Otur ağla sonra soframda doy

Ekmek tut zeytin tat

Açlığını eğlerken sen

Bak nasıl ayçağın erleri

Savaşarak ve devirleri aşarak geldiler

Karanlığı karaladılar yolları tuttular

At tepmedeler

İlkçağ, ortaçağ değil ayçağ. Hilal büyüdü, dolunayçağ. Her şey eskidi, ay hâlâ yeni. Kılıç parlaklığı yakamoz değil mi? Savaşarak ve devirleri aşarak değil mi? Değil mi ki karaladılar karanlığı. Değil mi ki her gece çınarla söyleştiler. Otur ağla, tat sıradanlığı. Bak nasıl bilediler şairler kelimeleri. Yalnız yol katetmediler, kestiler taşı, demiri. Alevi kestiler; alev kül şimdi...

Bak nasıl savaşı bindiler. Gece çınara gelip söyleşip

Kelime ettiler söz bilediler

Zorun yamanını kolayladılar

Sahip olun taşa demire

Aleve

Küle bile

Küle sahip olun ki ateşi hatırlayın. Ateşi hatırlayın ki her dolunayı, gümüş bir tepsi gibi külle parlatın!

*Ağaçlar, Cahit Zarifoğlu

MERDİVENŞİİR

MAYIS-HAZİRAN 2005

Sayı 3

A. Ali Ural


© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Şiirin telif hakkı sahibiyseniz ve sitemizden kaldırılmasını talep etmek için bize iletişim bölümünden ulaşabilirsiniz.
#

DİĞER SAYFALARIMIZ : Sesli Şiirler | Resimli Şiirler | Video Şiirler |